10 Nisan 2015

PARİS, kısa bir bahar kaçamağı...üç - dört gün..

özet geç ..!! günümüzün yeni bir sözünden yola çıkacak olursam;

upuzun bir aradan sonra..
sizinle minik, ama çok keyifli bir gezi kaçamağımı paylaşmak istiyorum..
kısa, seri ve yaşadığım deneyimlerimi hikaye tadında sunacağım bir yazı...

açıkçası, önceleri bu şehri tatmış olanların daha çok işine yaracak bilgiler içerir dikkatinize..
turistik yerlerden uzak durduğum,fotoğraflarla değil de hafızamı depoladığım güzel anları ile, parisien tadına bir kaçamak benimkisi..

içindekiler;
paris de nerede kalınır, paris de ne yenir, paris de nerede yenir, paris de öğlenleri ne yapılır, paris de farklı ne yapılır, paris de farklı nerelere gidilir, paris de nasıl giyinilmeli, paris de ki özel mekanlar, paris gece hayatı, paris de parklar, paris sokakları, paris de alışveriş gibi...

paris&bahar

perşembe akşamı oteline varan bir çift..
sürprizlerin onları beklediği büyülü bir kaç gün..

otel seçimim
saint german des pres durağına yakın olur genellikle...
yakınlarında büyülü bir park (luxembourg), klasik bir kaç metro seçeneği ve arzuladığım yerlere yürüme mesafesinde olması..

ilk akşam perşembe
  yemek
sarı ışıkların hakim olduğu hafif buğulu bir gecede, sevdiğinin eller sımsıkı tutulur.
sulpice kilisesinin hemen orada ki rue guisarde sokağına gidilir..
le bistrot d`opio, anıların tazelenmesi için bir ritüel olmuştur..
parislilerin şen kahkahaları eşliğinde, inanılmaz lezzetler tadılır..
        özellikle deniz levreğini sunumu ile tavsiye edebilirim..
       ayrıca bu romantik sokak, diğer gurme seçenekleri ile sizi bekliyor.

yürümeyi çok seven bu ikili, uzun süren yemek keyfinin ardından mutlu mideler eşliğinde gece hayatının tatlı tatlı attığı bastille meydanına yürümeye karar verir..

özellikle gece, masal tadında ki görüntüsü ile notre dame kilisesinin önünde durulur, etrafında süzülürken, korkunun gotik hali ile göze göze gelinir..bir de kanlı ay sizi aydınlatıyorsa!!
       özellikle gece burayı gezmenizi tavsiye ediyorum.verdiği haz inanılmaz.gece halleri farklı bir hikaye ile sizi karşılıyor..

  gece hayatı 
bastille meydanında yüzlerce gencin su gibi aktığı, rue lappe sokağında buluveriyoruz kendimizi..
farklı müziklerin ve eğlencelerin olduğu, her karaktere uygun onlarca mekan bizi bekliyor.

değişiklik istediğimizden ve birde perşembe gecesi olması münasebeti ile paralel sokakta ki 3 katlı barrio latino mekanını tercih ediyoruz..dansa özlem burada giderilir bir nebze..
       fazla spor giyime izin verilmiyor, bilginize..

sonrasında tekrar lappe sokağında, keyfimize göre bir kaç mekana girip çıkılır..
      metro yanlış hatırlamıyorsam gece 2 son..bizim gibi hali kalmamış ve baya bir geç ise saat taksi tek seçenek..taksiler hakkında sonra bir iki bilgi vereceğim uyanık çok ..

ilk gün cuma
   sabah
perdeler aralanır, etrafı çevreleyen yeşil alanların arasında yüksek tavanlı, tv ünitesi yerine kitaplıkların süslediği evlerin eşliğinde güne başlanır..
akşama kadar sokaklar tadılacak dolayısı ile casual-spor giyinilir.ve arzu ile beklenen paris kahvaltısına doğru yola çıkılır..
her zamanki gibi, st german des pres durağında ki cafe de flore bizi bekliyordur..
hayranlık uyandıran terayağı eşliğinde leziz kızarmış ekmekleri beni, billice eşliğinde meyveleri de sevdiğimi mutlu ederken, güzel enerjili insanların tınısı da kulaklarımıza eşlik ediyordu..

herşeyden önce tarihi(1885) ve yaşanmışlıkları için burası..
ne kadar turistik gibi de olsa, yereller ile turistlerin yer savaşı verdiği bir mekan burası..
özellikle öğle arası birşeyler içmek ve şık parislileri izlemek için tavsiye edebilirim..
   
   öğle 
biraz keyiflice yapılan kahvaltı öğle vaktini de çalmıştır..sokaklara akma zamanıdır..
evimizi süslemesi için sokak ressamlarının bir kaç parçası alınacaktır, seine nehrine paralel yürünür.gülümsemeler eşiliğinde pazarlıklar yapılır ve bir kaç küçük tablo alınır(eyfelin olmadığı)..
       pont neuf ve la rappe arası, nehir kenarıda onlarca ressamın eseri, kitap ve hediyelik eşya tezgahı sizi bekliyor.

tatlı bir esintisi olur nehirin, alt kaldırımlarda sevgililerin yaramazlıkları eşliğin de onlara ve size el sallayan turist teknelere selam verilir..

sonrasında ma femme için sürpriz alışveriş anlarıdır..bilmez ki o an nereye götürülüyordur!!
opera durağından gökyüzüne bakılır ve de la paix caddesine göz kırpılır..
şıktır bu sokak, havalıdır, özellikle içinde bir hotel barındırır ki park hyatt vendomeoda içerisinde michelin yıldızlı bir restoranı.
keyifli alışverişin ardından, mutlu bir çift girer bu hotele, hemen şöminenin oraya kuruluverirler..(nisan ayıda olsa o gün soğuktur)  
ve o anları ölümsüzleştirmek için tatlının ustası fabien Berteau`nun elinden sanatı tadarlar..
       
       kesinlikle inanılmaz bir yer.restoranı bir çok ödül almış iki aşçıyı barındırıyor. ambiyans tarif edilemez.iki yan masada george lucas ve adını bilemediğim bir oyuncu keyifli bir sohbete dalmışlardı.ki kim bilir bilemediğim kimler vardı.kesinlikle öğle arası yemeği olur bir tatlı için olur burayı şiddetle tavsiye ediyorum.

saat kavramını unuttuğumuz anlarda, paris sokaklarının tekrar bizi çağırdığını işittik..
vendome anıtını izleriz diye düşünürken ne yazık ki tadilatta alınmış olduğunu fark ettik, etrafını çevreleyen mücevher dükkanlarının vitrinlerini eşliğinde yolumuza devam edilir..

       özellikle fransızlı ustaların, değerli taş işçiliğini görmek yada özel bir birşeyler almak istiyorsanız burada ki onlarca mücevher mağazası size iyi gelecektir.fiyatlar tr ile kıyaslandığında 3x gibi..
       
akşamında özel bir yemek ve eğlence bizi bekliyordu.o anları hayal ederek sokaklarda güneşi batırmak çok daha keyifli olacaktı.vendome anıtının hemen solunda kalan st honore caddesine geçtik. sevdiğimiz tasarım mağazası colette de muzik eşliğinde tasarım dünyası ne alemde bir bakındık.
bir banka oturup, seine nehri kıyısında  ağaçların yapraklarının sesi eşliğinde güneşi batırma zamanı gelmişti.

       merdivenlerden inip aşağıda ki suya sıfır olan alanlar

biraz dinlenmek, biraz gözlerin hafızıya aldıklarının dedikodusunu yapmak ve bekleyen geceye enerji depolamak için otele geri dönme vaktidiydi..

      biraz alakasız olacak ama parisin musluklarından akan su çok lezetlidir.ortalama restoranların bir çoğunda, sürahide çeşme suyu getirirler..ücretde talep etmezler..ayrıca saçlarınız yumaşacık olur:)

   akşam-gece
  buddha-bar
hani herkesin küçüklüğünde hayalini kurduğu bir mekan vardır ya..
kimisi için örneğin hard rock cafe öyledir..
müziklerinden ve ambiyansından dolayı buddha-bar da benim tutkumdur..
en son monaco 'da ziyaret etmiştim kendilerini...
buddha-bar' ın ilk kurulduğu, dünya' ya o eşsiz müzik-remixlerini sunduğu yer parisdir.
kısmet bu sefereymiş diyerek taksiye concorde meydanında ki boissy d'angels sokağına sürmesini salıverdim..

içeriye adım attığımız an büyüsüne kapılıyoruz..benim için tarif edilmesi zor bir his..
masamız hazır ama öncesinde biraz keyif diyoruz ve üst katında ki barın koltuklarına kuruluyoruz...sık sık dev buddha heyekeli ile bakışıyoruz...

sonrasında klasiklerim olan müzik-remixleri eşliğinde asya mutfağı ile meşhur menüsünden tadıyoruz..tatlıların vakti yaklaştıkça kah sezen kah tarkan mixleri eşlik etmeye başlıyor..
saatler geçtikçe ritim artıyor, yukarı bara geçme vakti geliyor...sihrine kapılıp ritme kaptırıyoruz kendimizi..
sabahın üçü ayrılma zamanı...

       rezervasyon gerekiyor özellikle cuma-cumartesi..ortalama bir şıklık istiyor..yemek sonrası club-bar havası çok keyifli..asya mutfağı herkesin damak tadına uymayabilir..menüyü gitmeden incelemenizde fayda var.yaş ortalaması yemek saatinde aileler de olduğu için karışık..gece saatleri yirmibeş up..
      

   ikinci gün cumartesi

   sabah

dokuz gibi otelimize çok yakın olan canlı dostu, luxembourg parkında yürüyüşe çıkıyoruz..
bugün hafif bir kahvaltı planladım...çünkü öğleyin özel bir yer bizi bekliyor olacak..

parktan çıktığımız an da fırınlardan gelen mis kokular bize eşlik ediyor..sanırım kruvasan bu kokularda baskın olanı..yolumuza çıkan en güzel vitrinli fırına giriyoruz..
kruvasanlarımıza meyvelerin eşlik ettiği, yoldan geçen parislileri izlediğimiz hafif bir kahvaltı yapıyoruz.

       ne yazık ki adını hatırlamıyorum ama vavin sokağında bir fırındı.. ki sokak aralarında  patisserie yazan ve mis gibi kokan fırınlardan bir çoğunu doğaçlama deneyebilirsiniz..başarısızı yok gibi:)

defalarca gezmemize rağmen doyamadığımız louvre müzesine bu sefer gitmeme kararı alıyoruz..
onun yerine pablo picasso' nun yüzlerce orijinal eserini barındıran ve kendine münhasır bu şahsın farklı bakış açılarını görmek için picasso müzesine doğru yola koyuluyoruz..

aslında bu müzeyi seçmemizde ki bir sebep de, ikimizin de hayranlık duyduğu; evrenin bir çok yerinden topladığımız, minyatür biblolar satan harika bir dükkana yakın olması.. onun için chemin vert metro durağında iniyoruz..
masallar diyarından evimize pembe bir peri alıp çıkıyoruz..müzedeyiz upuzun bir sıra var ama biz hemencecik giriyoruz*


      * önemli
      louvre müzesi hafta sonları çok kalabalık oluyor ki hangi gün olmuyor da diyebiliriz..
onun için çok önemli bir ayrıntı hangi müzeye giderseniz gidin önceden bileti online alın..
louvre da en az 2 saat dışarısı 1 saat de içeride bilet sırası beklemek istiyorsanız siz bilirsiniz..ki tüm ünlü müzelerinde sıra olayı var..akıllı telefonunuzda ki pdf bilet dökümüde geçerli oluyor..  

 öğle

devam edecek-görselleri en son eklemeyi düşünüyorum.......

0 yorum:

Yorum Gönder

hepsi sizindir tepe tepe kullanın:). Blogger tarafından desteklenmektedir.

© 2011 MAN in MODE, AllRightsReserved.

Designed by ScreenWritersArena